Günümüzde teknolojinin hızlı gelişim ve değişimi, etkisi artan rekabet koşulları ve değişime hızlı yanıt verebilme ihtiyacı tüm dünyada firmaları yeni yönetim ve üretim metodolojileri arayışına yönlendirmiştir.

Günümüzde çoğu firmanın projelerinde kullandığı en eski metotlardan biri olan Şelale Modeli (Waterfall Model) değişime hızlı yanıt verebilme ihtiyacını karşılamakta başarısız olmuştur. Peki bu başarısızlığın sebebi nedir?

Şelale Modeli (Waterfall Model) müşteriden gereksinimlerin alınması, analiz, tasarım, geliştirme, test ve entegrasyon, bakım aşamalarından oluşan ve bu aşamaların mutlaka sırası ile uygulandığı proje yönetim modelidir. Her bir aşamanın sonunda bir sonraki aşamanın başlangıç ve bitiş tarihleri (SDLC) belirlenir. İletişimden çok dokümantasyon önemlidir; her bir aşama sonunda ilgili ekipler tarafından onaylanması gereken gereksinim dokümanı, analiz dokümanı, tasarım dokümanı gibi dokümanlar yazılır ve diğer aşamalarda çalışacak olan ekipler bu dokümanları kullanarak işlerini ilerletirler. Müşteri sadece gereksinimlerin tanımlanması ve UAT (User Acceptance Test) aşamalarında projeye dahil olabilmektedir. Müşterinin neye ihtiyacı olduğundan çok ne istediğine odaklanılır. Gereksinimler projenin başında müşteri tarafından iletilir ve hiçbir değişiklik olmayacağı kabul edilerek proje planı oluşturulup uygulamaya konur. Aşamalar arası akış yukarıdan aşağıya doğrudur; adını da buradan alır. Waterfall, bu yapısı sebebi ile disiplinli bir yönetim anlayışı ile yürütülmek durumundadır. Proje sonunda tüm aşamalar geçilmiştir ve ortaya bir ürün konulmuştur. Proje çıktısında karşılaşılacak herhangi bir sorunun çözümü tüm aşamaları etkileyecek ve yüksek maliyetli olacaktır.

Waterfall modelinin esnek olmayan bu yapısı firmaları temeli “çeviklik” olan Agile metodolojisine yönlendirmiştir. Çevikliği değişime açık olmak ve hızlı ayak uydurmak olarak tanımlamak doğru olacaktır. Bu metodolojide Waterfall’ dan farklı olarak, ekip içi insanlar arası iletişim, şeffaflık, müşterinin projenin her aşamasında katılımı, belirlenen iki ya da üç haftalık sprintler içerisinde çalışan küçük parçalar ortaya koymak, çalışan bu parçaları müşteriye sunmak ve müşteri yorumuna göre istenen değişiklikleri projeye kısa sürede dahil edebilmek, deneyimleme gibi kriterler çok daha önemlidir. Agile metodolojisi ile çalışan ekipler Ürün Sahibi (Product Owner), Scrum Master ve Geliştirme Takımından (Development Team) oluşur.

 

Product Owner’ın temel görevleri arasında müşteri ile görüşerek Ürün İş Listesi (Product Backlog) oluşturmak, iş önceliğini belirlemek ve yayınlama (release) planlaması yapmak, müşterileri memnun etmek gibi görevleri sayabiliriz.

Scrum Master Development Team içinden seçilebileceği gibi, tamamen ayrı bir rol olarak da görev alabilir. Scrum Master’ın temel görevleri arasında toplantıları organize etmek, toplantıları yönetmek, gerektiği durumlarda Development Team ile Product Owner arasında iletişimi sağlamak, takımın karşılaştığı sorunların çözümünde destek olmak gibi görevleri sayabiliriz.

Geliştirme takımı yayınlanabilir ürünler ortaya çıkartmaktan sorumludur. Geliştirme takımının üyeleri geliştirici, analist, test mühendisi gibi unvanlar taşımaz ve kesin rol ayrımları yoktur. Takım çapraz fonksiyonlu, yani ekibin her bir üyesinin bir diğerinin işini yapabilecek kabiliyette olması beklenir. Product Owner işin en kaliteli şekilde çıkmasını sağlamakla görevlidir ve sprint planlamasını da buna göre yapmak durumundadır fakat takımın işi nasıl yapacağını söylemek görev tanımı içerisinde değildir. Geliştirme takımının en önemli özelliği kendi kendini yönetmesidir. Scrum Master ve genelde yöneticiler ile takım liderlerinden seçilen Product Ownerlar’ın, takım içerisindeki iş bölümü ve işin nasıl yapılacağı konusunda takımı yönetme görevi yoktur.  

Bu özellikleri ile Agile, yönetim anlayışını tüm dünyada değiştirmeye başlamıştır. Agile metodolojisi ile işin nasıl yapılacağını dikte eden, kendisine bağlı çalışan insanları kontrol eden, performans değerlendirmesi yapan, iletişim ve şeffaflığın sağlanamadığı, yeniliğe açık olmayan yönetim anlayışı hızla yıkılmaya başlamıştır.

Bunun yerine kendi kendini yönetebilen, ortaya konulacak ürünün geliştirilme süreci içerisinde kendi kararlarını alabilen, kişiler arası iletişimin güçlü olduğu, isteneni değil ihtiyacı karşılamaya odaklanan, yeniliklere açık ve yönetim baskısı ile kısıtlanmamış ekipler ortaya çıkmaktadır.

Her ne kadar Türkiye’ de bu değişim daha yavaş ilerlese de Agile metodolojisi tüm dünyaya yayılarak hızla küreselleşmektedir ve rekabetin her geçen gün arttığı bu günlerde devrim niteliğindedir.

Melis Yıldırım

BA-Works

Leave a Reply