Son yıllarda dünyada gelinen noktada yazılım geliştirme yaşam döngüsü trendlerine baktığımızda “dönüşüm” kelimesi sanıyorum ki tüm makale ve uluslararası yayınlarda ilk sırada yer almakta. Bunun yanı sıra artık iş dünyasında da bu sözcüğü sıklıkla işitir olduk, çoğu stratejik değişim artık “dönüşüm” kelimesiyle güçlendirilerek hayata geçirilmeye çalışılmakta. Ve bir bakıyoruz ki şirketlerin neredeyse birçok sürecinin merkezine oturmuş halde karşımıza çıkıyor.

Rekabetin çok farklı boyutlara ulaşıyor olması, insan merkezli (müşteri, çalışan, lider, üst yönetim etkileşimi) organizasyonların önemi, yaratıcılık/inovasyon kavramlarının doğru ve net anlaşılıyor olması, şirketlerin empati yeteneği gibi sebeplerden dolayı dönüşüm kendiliğinden doğal bir ihtiyaç olarak hayatımıza girmektedir. Elbette ki yazılım dünyası da bundan üzerine düşeni almakta ve değişime iş yapış metodolojilerindeki değişiklikler ile karşılık vermektedir.

Bizler IT dünyasında üreten, değer katan, başkalarının ihtiyaçlarını onlardan önce görebilen, fırsatları faydaya çevirebilen iş analistleri olarak yer aldığımız organizasyonlarda bu dönüşümün nasıl hayat bulduğunu gerçekten görebiliyor muyuz? Ya da bu soruya geçmeden önce, kendimiz bu dönüşüme hazır mıyız?

Soruların yanıtlarına geçmeden, aslında öncelikle yazılım dünyasında dönüşüm sürecine en iyi eşlik eden kavramlar olarak “design thinking” ve “design doing”i görmekteyiz. Tasarım odaklı bu yeni yaklaşımlar sayesinde, ürün ya da servisler inovatif kavramıyla tam olarak buluşuyor ve gerçek bir müşteri deneyimine hizmet ederek tasarlanabiliyor. Ayrıca bu tasarımlar, çok daha hızlı, tam olarak stratejiye uygun değer içeriği ile piyasaya sunulabilmektedir. “Tasarım Odaklı Kapsam Belirleme” (Design Driven Scope Definition) süreçlerinin ortaya çıkmasıyla birlikte artık yazılım dünyası; analiz, kodlama, test ve finalize ürün oluşturma aşamalarında çok daha çevik, değişimlere hızlı yanıt verebilen şekilde dönüşümü kendi içinde gerçekleştirmeye başlamıştır.

Hepimizin adını duyduğu “Agile” dönüşümler tüm bu ihtiyaçlardan ötürü birçok firmanın stratejik öncelikleri arasında yer almaktadır. Agile iş analiz yöntemleri ile ihtiyaç ve fırsatların doğru şekilde product backlog’larda konumlandırılarak önceliklendirilmesi, user story ve kabul kriterlerinin detaylandırılması ile analizlerin sadeleştirilerek güçlendirilmesi hedeflenmektedir. Tüm bunlarla birlikte, her sprint’te ortaya çıkacak ürün ya da servisin müşteri insight’larına dokunmasından dolayı iş hedefleriyle bire bir uyumlu problem çözümü ya da bir fırsatın hızla yakalanması sağlanmış olacaktır. Çevikliğin yanı sıra projenin sahibi iş kolu, projenin paydaşları, müşteri ve geliştirme takımını bir arada ve aynı stratejide konumlama kültürünü benimseyen Agile, tek takım, tek hedef ve “biz” bakış açısıyla dönüşüm sürecindeki yerini almaktadır.

Şimdi hem yukarıdaki sorularımızın yanıtlarına gelecek olursak, hem de başarılı bir Agile kültürü oluşturmak istersek organizasyonlarımızda ve biz organizasyonlara can veren insanlar olarak kendimizde neleri dönüştürmeliyiz; kısaca bunlara bir göz atalım:

Ø  “Learn, Unlearn, Relearn”: Futurist Alvin Toffler’ın meşhur deyişine katılmamak elde değil. Başarılı dönüşüm için ve 21. yy.’daki en büyük cehaletten kurtulabilmek için öncelikle öğrendiklerimizi unutmalıyız ve tekrar öğrenebilmeyi mümkün kılmayı vizyon olarak kendimize ve organizasyonlarımıza kesinlikle katmalıyız. Aksi halde aynı iş yapış şeklinden dışarı adım atmayan Agile takımlarının yaratıcılığı besleyemeyeceği gerçeğinden kaçınılamaz.

Ø  “True Leadership”: Geçenlerde Twitter’da bir CIO’nun yaptıkları Agile dönüşümü ile alakalı feedback’lerini içeren bir videosuna denk geldim. Kendisi aynen şu cümleleri telaffuz etmekte: ‘’Şirkette benimle çalışanlar benimle kolayca bir araya gelebiliyor, fikirleri tartışabilir hale geldi. Ben bile stand up meeting’lere vakit ayırır hale gelmiş durumdayım.’’ Şu sözcüklerden anlaşılıyor ki zihinlerin arkasında dönüşüm başlamamış bile. Gerçek bir agile takımı için, aynı yolda doğru hedefe hızla koşabilmek için “ben”lerden bir an önce kurtulabilmek ve organizasyonların gerçek liderlerle aydınlanmasını sağlamak zorundayız.

Ø  “Inspiration for Creativity”: Genellikle günün 8-9 saati benzer ortamlarda çalışan bizler, aynı toplantı odalarında problemlere çözümler üreterek o değer yaratacak fikri keşfetmek isteyen yine bizler yaratıcılıktan fark etmeden uzaklaşıyoruz. Başarılı bir agile takımı için kesinlikle out of box kavramına inanan çalışanların her duruma daha kolay uyum sağlayacağı bir gerçektir. Doğadan, doğru bir liderden, sanatın herhangi bir dalından alınacak ilhamlar o takımı daha yaratıcı yapacaktır, ayrıca tüm bu ilhamların insanları daha coşkulu ve mutlu ettiği kanıtlanmıştır. Organizasyonlar içinde yer alacak daha mutlu bir agile takımının iş hedeflerine ulaşmadaki çeviklik ve inovasyon hızı elbette fark yaratacaktır.

Ø   “Work Hard”: Her dönüşüm mutlaka belirli sancıları beraberinde getirecektir. Ve her değişim çok çalışmayı zorunlu kılar. Agile takımların doğru kişilerden oluşturulması, analiz süreçlerinin sadeliği ile dökümantasyonun nasıl yapılacağı, planlama ve performans yönetimindeki belirsizlikler bu değişime direnç oluşturabilir. Elbette tüm bu direnç noktaları için IIBA’in yönlendirmeleri ya da gerekli know-how için danışmanlık firmaları mevcuttur. Ama en nihayetinde hedefler doğrultusunda dönüşüm için gereken adımları atmak ve yılmadan bu hedeflere koşuyor olmak organizasyonlar için kaçınılmazdır.

Yazılım dünyasında daha sancısız, daha amacına ulaşır bir dönüşüm için tüm bu sayılan maddeleri farkındalıkla değerlendirmek tüm şirketlerin faydasına olacaktır. Aksi halde, sözde adı değişim olan, çalışanlar için motivasyon düşüklüğü dışında bir şey getirmeyen bir süreç olarak anılacaktır “dönüşüm”. Müşterilerin bir ihtiyacını yanıtlamayan, zamanın gerisinde ya da zamanla değişen çözüme uyarlanamayan birçok yazılım projesi kaynakları tüketmeye devam edecektir.

Tasarımı odağa almak, analiz ve geliştirme süreçlerinde tasarım odaklı yaklaşımları benimsemek, Agile iş analizi ve geliştirmeyi metodolojinin yanı sıra kültür olarak da kabul edebildiğimiz noktada dönüşümün hakkını vermiş olacağız. Belki alacağımız daha çok yol var, ama yolun başında birçok şirketin bu kavramları anlamaya çalışması ve organizasyonlarını bu yapılara evriltmeye çalışmaları biz iş analistleri için umut verici. Dönüşüm için atılacak en kolay ama en büyük adım Rumi’nin de söylediği gibi: ‘’Sen değişirsen dünyan değişir.’’

Dönüşüme bu noktada sizden başlamaya ne dersiniz?…

Bahattin Emre Özdemir
BA-Works

 

(Tasarım Odaklı Kapsam Belirleme Eğitimi’miz ile alakalı daha fazla bilgi almak isterseniz, eğitim sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.:

https://ba-works.com/tasarim-odakli-kapsam-belirleme-egitimi/)